terör kürt meselesi ile aynı masada olmaz
Mehmet şahin. Kaleme aldığı son makalesinde kürt sorunu ve analizlerimi anlattı
PKK VE TERÖR SORUNU KÜRT MESELESIYLE AYNI MASADA ÇÖZÜLEMEZ Hakikat haber merkezi Tarih/30-07-2015 Bismillahirrahmanirrahim Bu yazıyı kaleme almaktaki maksadım, Kürt meselesinin çözümü sürecinde gelinen nokta ve gelecekte neler yapılması gerektiğinin kendi düşünce dünyamda ne anlama geldiğini siz kardeşlerimle paylaşmaktır. Suruç’taki patlamadan sonra gelişen hadiseler, hükümetin Amerika ile olağanüstü yakınlaşması, üslerin kullanıma açılması, çözüm sürecinin bitirilmesi anlamına gelen PKK’ya yönelik operasyonların başlatılması, hepimizin kafasını karıştırmış; ne olacak, ne oluyoruz sorusu beynimize çakılı kalmıştır. 30 yıldan fazla bir zamandır küresel güçlerin verdiği destekle büyütülen PKK terörü ile Kürt halkının meşru taleplerinin aynı çerçeve içerisinde anılmasından bir Müslüman olarak rahatsızlık duyduğumu belirtmek isterim. Osmanlı Devleti’nin yıkılmasından sonra yerine kurulan Türkiye Cumhuriyeti, Osmanlı üst kimliği ile bir arada olabilen Anadolu coğrafyasında yaşayan halklara ulus devlet dayatması yanlışı ile büyük bir kötülük yapmış ve etnik kimliklerin ön plana çıkartılmasına sebep olmuştur. Osmanlı coğrafyasında yaşayan Müslüman ve Müslüman olmayan halklar Osmanlı döneminde barış içerisinde yaşarken zamanın küresel güçlerinin ve içerdeki iş birlikçilerinin çabaları ile önce Müslüman olmayan halklar kopmuş, daha sonra Cumhuriyet döneminde Müslüman halklar arasına sokulan fitne ve ulus devlet dayatmaları neticesinde Türk-Kürt, Sünni-Alevi ayrımcılığı körüklenmiştir. Kemalist rejim kendi düzenini ayakta tutabilmek adına muhalif gördüğü tüm düşünce ve yapılara savaş açmış; kimi zaman görülmemiş zulüm ve baskılarla hiçbir ayrım gözetmeksizin toplumun tüm katmanlarındaki muhalefeti susturmaya çalışmıştır. Müslüman Kürt halkı da bu zulümden yeterince nasibini almış, Kürt kimliği aşağılanmış, Kürt halkı tahkir ve tezyif edilmiştir. Osmanlı döneminde ümmet bilinci ile birbirine bağlanmış Kürtler ve Türkler arasındaki bu bağın kopartılması için “Türklerin Devleti”nin Kürt halkına baskısı ve zulmü algısı oluşturulmuştur. Oysa Kemalist rejim Kürt halkına reva gördüğü zulüm ve baskıyı muhalif gördüğü Türklerden de hiçbir zaman esirgememiştir. Bu yönüyle baktığımızda aslında bu coğrafyada etnik kimlik sorunundan ziyade “özgürlükler” sorunu olduğunu söyleyebiliriz. Ancak Kürt kardeşlerimizin artı zulüm gördüğü de bir gerçektir. Cumhuriyetin ilk dönemlerinde ve son zamanlara kadar Kürt halkının yaşadığı bölgeler sürgün yerleri haline getirilmiş, her türlü yatırım ve imkândan uzak tutulmuştur. Ana dilleri ile konuşmaları, eğitim görmeleri yasaklanmış, dağlarına taşlarına ulus devlet sloganları yazılmış, ikinci sınıf vatandaş muamelesi görmüşlerdir. Daha da önemlisi ümmet bilinçlerini yok etmek için bölgedeki İslami tedrisat yapan tüm medreseler kapatılmış, yıkılmış, İslam ile bağları kopartılmaya çalışılmıştır. Müslüman Kürt halkı tüm bu baskı ve dayatmalara başta direnç göstermeye çalışsa da ağır bedeller ödemek zorunda kalmış, önderleri asılmış, köyleri basılmış, bombalanmış, katliamlar yapılmıştır. Doğu ve Batı emperyal güçlerinin hâkimiyet mücadelesi verdikleri 1980 öncesi yıllarda Marksist, Leninist, Kürtçü örgütler ortaya çıkmış; sözde Kürt halkının hakları için mücadele ettiklerini söyleyen bu örgütler aslında doğu emperyal güçlerinin taşeronluğunu yapmaktan öteye geçememişlerdir. PKK örgütünün bu yıllarda devreye sokulduğunu hepimiz biliyoruz. 1980 ihtilali ile Anadolu insanına çekilen küresel ayar ve daha sonra emperyalizmin doğu bloğunun çökmesi neticesiyle ortaya çıkan yeni durum, PKK örgütünü Marksist-Leninist çizgiden Kürtçü söylemle sırtını küresel batı güçlerine dayayan bir örgüte dönüştürmüştür. Müslüman Kürt halkının İslam ile olan bağlarının kopartılma operasyonları tam da bu noktada önem arz etmektedir. Küresel güçler çok iyi biliyorlardı ki ümmet bilincini kuşanmış Kürt halkı Kemalist rejime karşı muhalif duruşunu İslami hareket çizgisinde belirleyecekti. Oysa bu güçler sadece Türkiye’de değil tüm bölgede, İran’da, Irak’ta, Suriye’de yaşayan Kürtler üzerinde yapacakları yatırımın ve geliştirecekleri projenin İslami bilinçten uzak, kendi kontrollerinde ve planladıkları gibi olmasını istediler. Bana göre PKK böylesi bir projenin ürünüdür. 30 yıldan fazla bir zamandır batılı güçler tarafından beslenmekte ve desteklenmektedir. Propagandalara kanmış Kürt gençlerini anne ve babaları tenzih ediyorum, ama PKK üst aklının bu projeye bilinçli olarak hizmet ettiğinden zerre kadar şüphem yoktur. Ak Parti iktidarı döneminde Kürt meselesi ile ilgili bazı tabular yıkıldı. En azından Kürt kimliği tanındı. Toplumsal barışı sağlayacak çabalar içerisine girildi. Çözüm süreci başlatıldı. Tüm bu olup bitenler Ak Parti’nin iradesiyle mi yoksa küresel güçlerin yeni projelerinin bir parçası olarak mı gelişti tartışmasına girmeden, çözüm süreci denilen bu hamlenin yanlışlar üzerine oturtulduğu kanaatimi paylaşmak istiyorum. Hükümet terörü bitirmek için PKK ile masaya oturabilir pazarlık yapabilir; silahların susması çatışma ortamının bitirilmesi için çaba sarf edebilirdi. Bu anlaşılabilir bir durumdu. Ancak Kürt halkının meşru hak talepleri de bu masaya konunca bu durum PKK terörüne meşruiyet kazandırmış oldu. Kürt halkı PKK saflarına itildi. Daha sonra PKK’nın bir projesi olan HDP devreye sokuldu. Kürt kökenli kimi İslami çevreler ikna edildi ve HDP saflarına katılmaları sağlandı. Bu şekilde Kürt İslamcıları bir araya getirecek olası bir Kürt İslami siyasi hareketinin de önüne geçilmiş oldu. Bu yanlışlıklar yapılmasa, PKK terör ayrı, Kürt halkının meşru talepleri ayrı masalarda ve doğru muhataplarla görüşülebilseydi bu gün PKK ve Devlet çatışmasına rağmen çözüm sürecinde açmaza girilmez; sürdürülebilirlik muhafaza edilirdi. Ak Parti’nin seçimlerde Kürt halkının yaşadığı bölgelerde oy kaybetmesinin en büyük sebeplerinden birisi kanaatimce yukarıda izah etmeye çalıştığım hususlar olmuştur. İkincisi ise Ak Parti idarecilerinin seçim meydanlarında kullandığı kibirli, üstten bakan, Müslüman Kürt halkının beklentilerini karşılamayan dili olmuştur. Bütün bu olup bitenlerden sonra küresel güçlerin tuzağına düşmeden Kürt kardeşlerimizin meşru haklarının karşılanabilmesi için yapılabilirliğini düşündüğüm hususları da sizlerle paylaşmak isterim. *Birincisi ve en önemlisi daha önceleri de defalarca yazdığım ve ifade ettiğim gibi bölgede var olan tüm İslami unsurların geçmişte yaşadıkları hataları ve acıları gündeme getirmeyi şimdilik bir tarafa bırakarak batıdaki Müslümanların da desteği ile Müslüman Kürt halkının hatırına bir araya gelebilmeleri ve hep birlikte siyasi bir mutabakat oluşturmalarıdır. Şunu asla unutmamalıyız ki Müslümanlar olarak kendi sorunlarımıza çözüm üretemezsek doğal olarak başkalarının çözüm planının bir parçası oluruz. *Bölgedeki ve batıdaki Müslümanlar olarak bundan sonra hangi hükümet gelirse gelsin PKK ve terör sorunu ile Kürt halkının meşru taleplerinin aynı masada konuşulmasına karşı çıkmalı ve PKK’nın Kürt halkını tek başına temsil edemeyeceğini yüksek sesle ifade etmeliyiz. *PKK veya karanlık bir takım güçlerin bölgedeki Müslümanları çatışma ortamına çekme gayretlerini boşa çıkarmak için hangi çevreden olursa olsun Müslüman kimliğinden dolayı saldırıya uğrayanların arkasında durmalı; Müslümanlar olarak hepimize yapılmış bir saldırı olarak gördüğümüzün altını çizmeli, tepkimizi net ve anlaşılır bir şekilde ortaya koymalıyız. *Tüm bunların gerçekleşebilmesi için Kürt kardeşlerimiz kadar batıda yaşayan Müslümanların da sorumluluk alması ve taşın altına ellerini koymaları olmazsa olmazlardandır. Ümitsiz olmak Müslümana yakışmayacağı gibi umutlarımızı geleceğe inatla taşıma çabası içerisinde olmalıyız. Zaman Müslüman Kürt kardeşlerimizi yalnız bırakmama ve kardeşlik bedelini ödeme zamanıdır. Şüphesiz ki Allah bize yeter. Vesselam…







YORUMLAR