Doç.Dr.Necmettin ÇALIŞKAN

Doç.Dr.Necmettin ÇALIŞKAN


EMANETİN SAHİBİ

09 Eylül 2016 - 02:57

“İnsan” denen varlık; kainatı kuşatmış. Şarkta, garpta, ekvatorda, kutupta… Medeniyetin merkezinde gökdelenlerin arasında,  çöl kumlarının içinde.

Fastfood yiyeceklerle beslenenler… Dağdan topladığı bitkiyle karnını doyuranlar. Yemekten bıkanlar, yemek bulamamaktan karnı göbeğine geçmiş olanlar...

İnsanlar bir alem. Hayvanlar; her biri başka bir alem… Kurtlar, kuşlar, kuzular, danalar, boğalar, develer…

Herkes kendine verilen vazifeyi bekliyor. Kuşlar hala her sabah ötüyor. İnek süt veriyor. Koyunlar meleşiyor… Kendilerine verilen “ibadet nesnesi” olma vazifesini bekliyorlar…

Günler deveran ediyor. Gün gün üstüne. Gece gece üstüne. Her gün insan ömründen bir yaprak düşüyor.

 Ve insan… Arzın halifesi olarak adlandırılan... En büyük emanet kendisine arz edilen.  Göklere, yerlere, dağlara sunulan, onların kaçındığı emaneti cesaretle yüklenen can…

Ubudiyeti, kulluğu, imanı, hakkı, adaleti temsil etme sorumluluğuyla yola çıkan insan.

Tek Adem ve Havva’dan, binler Adem ve Havva’ya ulaşan insan…

***

Arzın halifesine yeni bir görev, yeni bir vazife zamanı geldi işte: Kurban. Tüm benliğini, gururunu, enaniyetini, malvarlığını Allah’a adama ve sunma zamanı...

İnsanoğlu her birisi bir yerde. Biri öğretmen, diğeri mühendis, diğeri çoban, bir diğeri onların sorumlu yöneticisi.“Küllüküm râin ve küllüküm mes’ûlün an raıyyetihi” beyanıyla her birimiz aynı zamanda yöneten ve yönetilen…

Dünya dört bir yandan kavruluyor. Müslümanlar dünyanın her bir köşesinde zulme uğruyor. Öldürülüyor. İşkenceye maruz kalıyor. İnancını yaşama hakkı elinden alınıyor. Varlık mücadelesi veriyor. Tıpkı Yasirler gibi Bilal-i Habeşiler gibi.

Bir kısım insan Ömer oluyor. Haksızlığın karşısında  tüm varlığıyla mücadele veriyor.

Ülkemiz, gözbebeğimiz, topraklarımız, Müslümanların anayurdu. Dünya Müslümanlarının gözlerini diktiği… “Bize de el uzatın” nidalarıyla yardım beklediği, büyük İslam medeniyetinin son kalesi… Zor günlerden geçiyor. Çalkalanıyor. İzler birbirine karışıyor. Her gün yeni hadiseler, olaylar, aklımızı başımızdan alıyor.

Duruyoruz, susuyoruz, konuşuyoruz. Anlamaya çalışıyoruz. Allah’ım tüm insanlara hakkı hak olarak göster. Milletimiz, dinimiz, ümmetimiz için dualar ediyoruz. Son raddede yine tekrarlıyoruz: Allah’ım bizi selamete ulaştır.

Dünyanın bin bir türlü dağdağası içinde. Müminin cehennemi olan bu alemde, başımızı kaldırıp semaya yöneliyoruz. “Rabbim verdiğin bir başka nimete az kaldı ulaşmak üzereyiz” diyoruz. Kurban mevsimi, sana yakın olma, seni anma, seni hatırlama, senin rızanı kazanmaya en güzel vesilelerden.

Sana yönelip, senin rızan için kurbanlarımızı hazırlamaya çalışıyoruz. İmkanı olan kardeşlerimiz kurban keserek vazifelerini yerine getiriyor.

Olmayanlar da “Bana da uzanacak bir el yok mu Allah’ım!” derken o mükemmel Müslüman ahlakı imdada yetişiyor. İnfak hasleti. Karşılıksız bağışlama.

***

Yardım elleri uzanıyor, kollar kucaklıyor kimsesizleri, garipleri, mazlumları. Cana can katıyor Cansuyu ve onun gibi daha niceleri. Değil Türkiye; dünyanın dört bir tarafına bir elden diğer ele sessizce, sakince kimseye duyurmadan sağ el, sol el bilmeden.

Dünyanın diğer ucunda Müslüman kardeşlerimiz senenin ilk etini tadacaklar. Bizi tanımayan ama “kâlu bela’da tanıştığımız kardeşlerimiz gönderdi”, diyecekler…

O halde düşünmeden, hesap etmeden verelim tüm benliğimizi daha fazla vakfetmeye daha fazla bağışlamaya. Bir dertliye daha deva olmak ümidiyle. Bir derdimizden daha selamete çıkma beklentisiyle. Can olalım su olalım Cansuyu olalım. Onun canı; sen, ben ve diğerleri...

“Bize de yok mu?” diyenlerin sınırsız, ihtiyacın had safhada olduğu bir dönem. Tüm müminler Allah’ın rızasına ulaşmada etin, kanın değil; ihlasın, samimiyetin asıl olduğunu bilenler. Bir gayret daha cana can katmaya Cansuyu olmaya…

Karanlıklar kaplamış her bir yanımızı. Aydınlık istiyoruz. Huzur ve mutluluk istiyoruz. Belki de ahir zaman bizi kuşatan.  O halde dört elle sarılalım hakka. Dua ve niyazla dönelim Rabbimize.

***

Kurbanın hikmetini bir kez daha kavrayalım. Bilelim ki tüm dertlilerin derdine deva olacak O’dur. O’dur insanı duyan, en gizli yerlerde en kapalı mekanlarda. Kimsenin elinin uzanamadığı yerlerde…

Yeter ki O’na yakın olmanın hikmetini kavrayalım. Bu bilinçle bir kurban mevsimine daha geldiğimizi bilelim. Mazlum isek de mağdur isek de, dertli isek de sıhhatli isek de veya hür ya da tutsak. Kendimizi nasıl tanımlarsak tanımlayalım, zaman; kendisinden müstağni olunamayacak o Yüce Zat’a daha yakın olmaya çalışmanın  tam zamanı, kurban ve yakınlaşma zamanı.

Keşke herkes idrak edebilse… O yüce gücün varlığını, her derdin devasının onda bulunduğunu... Zalimi de mazlumu da gördüğünü… Dualara icabet ettiğini… Kulluk yapana mukabelede bulunacağını, merhametlilerin en merhametlisi olduğunu… Kendisine yöneleni boş göndermeyeceğini…  Kurbanlarımızı keselim vakfedelim ama  en önemlisi ona yönelelim.

Kurbanlarımızın yakınlaşmaya vesile olması temennisiyle.

YORUMLAR

  • 0 Yorum