Ramazan Mülâhazaları
Kâbe'de Hacılar Hu Der,
Her Şey Aslına Rucû Eder.
Her şey Samsun'da yaşayan Celâl Karatüre isimli vatandaşın umreden dönen birini ziyarete giderken söylediği "Kâbe'de hacılar hu der Allah" ilahisinin sosyal medyada paylaşılmasıyla başladı. Video, izleyenlerin yüzünde sıcak bir tebessüm oluşturdu. Bu ilâhi o kadar sevildi ki, sosyal medyadan sokaklara taştı, dillere pelesenk oldu. Celâl kardeşimizin samimiyeti gönüllere sirayet etti, bilhassa çocukların ve gençlerin kalplerindeki iman tohumunu yeşertti. O kadar ki, 2 yaşındaki çocuk bile annesine bu ilâhiyi açtırıp, mama yerken bir yandan ritim tutar hâle geldi.
Çocuklar nasıl sevmesinler ki bu ilâhiyi?.. Sevgili Peygamberimiz (sav) "Her doğan İslâm fıtratı üzere doğar." buyurmuştu.
Milyon dolarlık pr şirketlerinin başaramadığını bu sempatik ve mütevazı gencin samimiyeti başardı. Bu ilâhi, kısa sürede viral oldu. Sonra ilâhinin söz yazarı ve bestecisi olan Abdurrahman Önül ile birlikte bir klip çekildi. Bu klibin izlenme oranı da 2 hafta gibi kısa bir sürede 35 milyona ulaştı. Türkiye'de müzik listelerinde zirveye çıktı. Dünya listelerinde ise zirveye yaklaştı. Hatta bu büyük başarı, TV programlarının konusu hâline geldi.
Bu arada lâik atak geçiren bazı lâikçiler, gençlerin bu ilgi ve teveccühünden rahatsız oldu, ileri geri konuşmaya başladı. Meselâ, -abuk sabuk şarkılardaki havlamalardan, edep yoksunu teşhirci şarkıcıların hayasızca danslarından rahatsızlık duymayan- Sözcü TV programcısı Özlem Gürses, videoları dehşetle izlediğini söyleyip "İlâhilerin de içini boşalttılar" gibi yersiz ve anlamsız ifadeler kullandı. Oysa -Celâl kardeşimizin mütebessim ve içten okuyuşunun yanısıra- ilâhinin anlamlı sözleri ve ritmi hemen hemen herkesin beğenisini kazandı. Hatta sadece Müslüman gençlerin değil, yabancı ülkelerde yaşayan gayri müslimlerin bile öyle hoşuna gitti ki, "Allah" deyip ritim tutarak izlediler videoyu.
Aslında bu ilâhinin bu kadar izlenmesinde, Özlem Gürses gibi ön yargıyla olumsuz konuşup yorumlar yapanların da rolü var diye düşünüyorum. Zira millet, değerlerini küçümseyip rencide edenlere inat daha çok sahip çıktı Celâl Karatüre'ye ve söylediği ilâhilere. Nihayetinde dünya listelerinde zirveye yaklaşan "millî bir ilâhimiz" oldu adeta... Bunun için Özlem Gürses'e teşekkür etmek lâzım aslında.
Velhasıl, ortada inkâr edilemeyecek bir hakikat var. Her ne kadar unutturulmaya çalışılsa da, bu millet özünü unutmuş değil. Sadece kuru gürültüler ve havlamalar arasında bunalmış hâlde özünü hatırlamaya ihtiyaç duyuyordu. İşte bu vaziyette iken, Allahu Teâlâ samimi bir kulu vesilesiyle bastırılmış bir özlemi ortaya çıkardı. Zira bu toprakların mayasında iman vardı. Allah, peygamber ve Kâbe sevgisi vardı. Bu coğrafyanın hafızasında ezan vardı, dua vardı, "huu" diyerek Rabb'ini anan insanlar vardı. Dolayısıyla aslında mesele sadece bir ilâhi değil, her şeyin aslına rucû etmesi gibi kalplerin yeniden aynı zikirde ve mefkûrede buluşmasıydı. Samimi bir kalple, halis bir niyetle Allah diyenlerin bu samimiyetinin dinleyenlerin gönüllerinde makes bulmasıyla gelişen bir akımdı bu...
İzlerken bizleri duygulandıran, sevinçten gözlerimizin yaşarmasına sebep olan bu akıma vesile olan, başta Celal Karatüre, Abdurrahman Önül, klip yönetmeni Enes Şener olmak üzere tüm emeği geçenlere tebriklerimi ve teşekkürlerimi sunuyorum.
* * *
*"İlk Namazımı Kıldım"*
İlâhi deyip geçmemek lâzım. Kalpte halis niyet ve samimiyet varsa, bir ilâhi dahi tebliğ aracı olur ve gönüllere dokunur, iman cevherini ortaya çıkarır. Nitekim merhum Prof. Dr. Necmettin Erbakan Hocamız ne güzel ifade etmiş: "Bu milletin külüne üflesen altından iman çıkar."
Bugün itibariyle 35 milyondan fazla görüntüleme oranına ulaşan klibin altında yer alan yorumlara bir göz attım. İşte gençlerin duygu ve düşüncelerine tercüman olan yorumlardan bazıları:
"Madde kullanmayı bırakmak için hastaneye yatmak, sonra da Kâbe'ye gitmek istiyorum."
"Bugün ilk namazımı kıldım."
"Bugün namaza başladım. Bana dua edin lütfen."
"Namaza başladım bugün. İlâhi vesile oldu buna. Allah razı olsun."
"Kızım otizmli ve sadece bu ilâhiyi dinliyor, rahatlıyor."
"İnşallah hepimize Kâbe yolu açılır."
"Adamı görünce anlamsız bir mutluluk oluyor."
"Havlayanları susturup Allah diyenlerin sayısını çoğalttığın için teşekkürler Celal hoca..."
"Ülkece doğru birini meşhur etmenin sevincini yaşıyoruz. İşte feraset, işte samimiyet..."
"Her gün dinleyip ne kadar izlendiğine bakıp mutlu oluyorum."
"Özünde iman olanın közüne üflendiğinde, kor aleve dönüşüyor. Bu adam közümüze üfledi sadece..."
* * *
*Halka Hizmet Hakka Hizmettir*
Geçen gün bir haber sitesinde
Esenler Belediyesi'nin Ramazan vesilesiyle gerçekleştirmeyi planladığı yardım faaliyetlerinin haberini gördüm. Haberden edindiğim bilgilere göre Esenler Belediyesi, ihtiyaç sahipleri için yardım marketi açmış.
Tanıtım toplantısında konuşan Esenler Belediye Başkanı Mehmet Tevfik Göksu, "Ramazan’ın ruhunu ilçemizde birlikte yaşayacağız. Sokakları süsledik ve aydınlattık. Çünkü Ramazan, aydınlık bir yüzle gelir. Esenler’de toplamda 150 bin iftar vereceğiz. Özellikle yoğun saatlerde 120 bin bardak çorbayı çorba çeşmelerimizle dağıtacağız. Gazze’de de iftar vermeyi planlıyoruz. Geçen yıl 7 aş evinde iftar vermiştik, bu yıl Allah nasip ederse 10 bin kişilik iftar vereceğiz. Gazze'deki iftarımızın bereketiyle kardeşlerimize manevi destek olmasını diliyoruz" ifadelerini kullanarak yardım faaliyetleri konusundaki hassasiyetini dile getirmiş.
Yine toplantıda, sosyal destek çalışmaları çerçevesinde 130 bini aşkın iftar menüsünün vatandaşlara ulaştırılacağı, 'Alo İftar', 'Eve Teslim İftar', 'Askıda İftar' ve 'Çorba Çeşmeleri' gibi uygulamalarla Ramazan’ın bereketinin paylaşılacağı, ayrıca bunun yanı sıra, 120 bin alışveriş kartı, 7 bin gıda kumanyası, çölyak ve çocuk gıda paketlerinin ihtiyaç sahiplerine dağıtılacağı, bayramlık giyim desteğinin ise 1.500 çocuğa sağlanacağı müjdesi verilmiş.
Esenler Belediyesi yetkililerini bu hizmetlerinden dolayı çok takdir ettim. Keşke bütün belediyeler Esenler Belediyesi gibi "Halka hizmet, Hakk'a Hizmettir" düsturuyla hareket eden belediyeleri örnek alsalar ve tüm imkânlarını hizmet için sarf etseler...
Esenler Belediye Başkanı Sayın Mehmet Tevfik Göksu'yu yaptığı güzel hizmetlerden dolayı tebrik ediyorum ve sokakta yaşayan evsizlere yönelik de -misafirhaneler açmak gibi - çalışmalar yaparak öncülük etmesini umut ediyorum. Allahu Teâlâ hizmetlerini daim eylesin, daha nice güzel hizmetlere muvaffak kılsın.
Bu vesileyle, sosyal medyada eleştiri konusu olarak rastladığım önemli bir hususa da -sosyolog ve ilâhiyatçı sıfatıyla- değinmek istiyorum:
Belediyelerin, halkın içinde zaruri ihtiyaçlarını karşılayamayanlar varken konser, heykel vb. şeylere ödenek ayırması nasıl doğru değilse, kendi partilerinin teşkilât mensuplarına iftar vermeleri de aynı şekilde caiz değildir. Kimsesizin, evsizin, dulun, yetimin hakkını çarçur etmeye de, partisinin menfaatine kullanmaya da kimsenin hakkı yoktur. Elbette uygun yerlerde kurulan iftar çadırlarında herkese açık iftar verebilirler. Ancak sadece kendi yandaşlarına iftar vermek için harcama yapmak istiyorlarsa bunu şahsî kazançlarından ödemelidirler. Babalarının malı olmadığına göre, belediyenin bütçesinden -iftar yemeği için de olsa- yandaşları için sarf etmek kul hakkıdır.
* * *
*"Yiyiniz, İçiniz, Fakat İsraf Etmeyiniz"*
Yalnız yaşadığımdan ve tek kişilik yemek hazırladığımdan dolayı iftar için de genellikle kolay ve pratik şeyler yapıyorum. Önceki gün iftara ne yapsam diye düşündüm ve "Menemen yap, böylece iftarda çeşit çeşit yiyecek bulamayan insanların hâlini düşünüp tefekkür et" dedim kendi kendime. Menemenin yanısıra çorba ve salata ile iftarımı yaptım. Menemenin tamamını bitiremedim bile. Birazını sahura bıraktım.
Aslında karnımızdan ziyade gözümüz aç oluyor çoğu zaman. Onun için de çok fazla çeşit yapıp abartıyoruz ve israfa kaçıyoruz bazen. Bilhassa da misafir geleceği zaman... Oysa bir tabak yemek yetiyor çoğu zaman doymak için.
Geçen gün bir TV programındaki konuk, dünyada 900 milyon kişinin aç olduğundan, buna rağmen günde 4-5 milyon ekmeğin çöpe atıldığından bahsetti.
Gelin, "Yiyiniz, içiniz; fakat israf etmeyiniz " (A'raf/31) ayeti mucibince ölçüyü kaçırıp israf etmekten sakınalım. Ramazan'ın iftarda tıka basa yemek ve israf etmek değil; bilâkis yoksulun hâlini anlama, nefsi terbiye ederek heva ve arzularından arınma ayı olduğunu unutmayalım.
Yeterli miktarda ekmek ve pide alıp yiyebileceğimiz kadar yemek yapalım. Kalan ekmek ve pideleri de bir şekilde değerlendirelim. Gazzeli ve Afrikalı kardeşlerimizi unutmayalım, güvenilir kuruluşlar vasıtasıyla yardım göndermeyi ihmal etmeyelim. Aynı şekilde sokakta yaşayan evsizlere ve kimsesizlere sahip çıkmak için yıllardır çırpınıp didinen, mağdurlara yardım etmek isterken borç içinde kalıp mağdur olan Şefkat Der'e de destek olalım. Zira kardeşlik bunu gerektirir.

