Son zamanlarda, siyasette dönen dolaplar, kapalı kapılar ardındaki kirli oyunlar, makam hırsıyla ve "Dün dündür, bugün bugündür" mantığıyla yapılan transferler, oynak manevralar, saygı, terbiye ve nezaketten uzak kavgacı üslûp, yükselişte olanları haksız ithamlarla aşağılama ve dışlama çabaları, mide bulandırıcı bir hâl almaya başladı artık.
Bunun en son örneği de, Yeniden Refah Partisi'ne karşı başlatılan karalama harekâtı ve Genel Başkan Sayın Fatih Erbakan'a yöneltilen haksız ithamlar, sarf edilen saygısızca sözler...
Ne yazık ki bütün bunların hepsi, büyük bir terbiye boşluğunun neticesidir. Nefsini terbiye edemeyen, kibir hastalığından kurtulamayan kişiler, kendilerini başkalarından üstün görürler. Rahatlıkla başkaları hakkında zanda bulunur, iftira ederler. Alay edip aşağılama, hakaret etme hakkını kendilerinde görürler. Başkalarının başarılarını da çekemezler. Nitekim kendini aydın zanneden birileri, sayın Fatih Erbakan'ın, eski İran lideri Ali Hamaney'in cenazesindeki üzgün duruşu ve gözlerinin dolması sebebiyle adeta zihin okuma yaparcasına eleştirmeye kalkmışlar. X ahalisi de mal bulmuş mağribi gibi bu konunun etrafına üşüşüp abuk sabuk yorumlarla bir zannın peşine düşmüşler, kul hakkının dibine vurmuşlar. Oysa bir cenazede duygulanmak, gözlerin yaşarması, son derece insani bir duruş. Üstelik cenaze töreni esnasında Kur'an ayetleri okunuyor. Sayın Fatih Erbakan, İslâmî bilgisi ve eğitimi olan biri insan. O esnada okunan nefis Kur'an tilavetinden ve ayetlerin mealinden etkilenmiş olabilir ya da ölümü düşünüp tefekkür ederek bir muhasebe yapmış olabilir. Zira ölüm, bir canlı için en büyük ibret vesilesi. Sevgili Peygamberimiz (sav) de bir hadis-i şerifinde "Zevkleri bıçak gibi kesen -ölümü- çok hatırlayın" buyurmuyor mu? Dolayısıyla ölümü en yakından hissettiğimiz cenaze namazları ve kabristan ziyaretlerinde duygulanıp gözlerimizin yaşarması gayet normal değil mi? Bu kınanacak bir şey değil; aksine takdir edilecek bir şey. Zira ağlayabilmek kalbin rikkatine işarettir. Şefkat Abidesi Sevgili Peygamberimiz (sav), "Allah'ım! Yaşarmayan gözden, doymayan nefisten ve kabul olunmayan duadan sana sığınırım." diye dua etmiştir. Ayrıca bir insan cenaze namazları kılınırken, yitirdiği sevdiklerini, bilhassa anne ve babasını da hatırlayıp duygulanabilir. Nitekim ben de bir cenaze olduğunda yaklaşık 10 yıl önce kaybettiğim babamı ve 3 yıl önce yitirdiğim annemi hatırlayıp mahzun olurum, yüreğimin derinliklerinde bir sızı hissederim. Bazen gözlerim dolar. Firdevs cennetinde kavuşmak nasip olur inşallah diye dua ederek yetim ve öksüz kalan içimdeki çocuğu teselli ederim. Belki de Sayın Fatih Erbakan da ülkemizin yetiştirdiği en nadide şahsiyetlerden ve en kıymetli siyasetçilerden biri olan Necmettin Erbakan hocamızla saygıdeğer annesi Nermin Erbakan hanımefendiyi hatırladığı için gözleri dolmuştur. Kim bilir?..
* * *
Merhum babam, bana uzun yıllar önce -belki 15-20 yıl olmuştur- "Sen siyasete gir, milletvekili ol. Çok akıllı, basiret sahibi, zeki ve hazır cevapsın. Güzel konuşursun, faydalı işler yaparsın, çok başarılı olursun." gibi sözler söyleyerek tavsiyede bulunmuştu. Ben ise, siyaset insanı bozabilir düşüncesiyle o zamanlar dikkate almamıştım bu tavsiyeyi, ama sonradan işinin hakkını vermeyen siyasetçilerin çokluğunu gördükçe pişman oldum. Meğer hizmet ve cihat niyetiyle siyasete giren dürüst ve dik duruşlu insanlara ne de çok ihtiyaç varmış diye düşünmeye başladım.
Bazen de siyasi ortamı ve siyasetteki entrikaları, etik olmayan tutumları gördükçe ruhum sıkılıyor. Huzurlu bir diyara hicret edebilsem keşke diyorum. Sanırım en iyisi hayırlısını dileyerek kararı zamana bırakmak. (Siyaset insanı bozar mı? Bozmaması için nelere dikkat etmek gerek? Bu hususları başka bir yazıda açıklamayı düşünüyorum.)
Yine konu başlığımıza dönecek olursak, sosyal medyada saçma sapan aşağılayıcı yorumları okudukça, ne günlere kaldık, âlemlere rahmet olarak gönderilen Sevgili Peygamberimiz (sav), yaşarmayan gözden Allah sığınırım diye dua ederken, şu haddini bilmeyen densiz insanların yaptığı ne kadar üzücü. Yandaşlık ve yalakalık insanı bu kadar mı seviyesiz hale getirir diye düşündüm. İktidardaki siyasilerin o kadar eleştirilecek ve uyarılacak hataları varken bula bula bunu mu buldunuz diye başlayıp bir sürü şey sıralamayı düşündüm aslında; ama bunları sıralamaya kalksam bu yazı bitmek bilmez. En iyisi üzerinde çalıştığım "Daha Adil Bir Türkiye Mümkün" kitabımda bu hususlara yer vermek.
Babam, normalde sabırlı ve mülayim biri olsam da bazen Hz. Ömer gibi haksızlık karşısında celallenme huyumu bildiği için bana "Sen âlimsin, hafızsın. Senin kızmaman, daha sabırlı olman, kızdıranlara da ayet ve hadislerle cevap vermen lazım" derdi. Babamın tavsiyeleri de kulağıma küpe oldu. Dolayısıyla burada siyasi konulara girmek yerine bir ilahiyatçı sıfatıyla sadece ayet ve hadisleri hatırlatmayı daha uygun buldum. Allahu Teâlâ, zanla ilgili ayetlerde şöyle buyuruyorz:
"Onların çoğu, yalnızca bir zanna kapılmıştır. Zan ise, asla gerçeğin yerini tutmaz. Onların neler işleyip durduğunu hiç şüphesiz Allah biliyor." (1)
"Ey iman edenler! Zannın çoğundan sakının; zira zannın bir kısmı (kötü zan ve itham) günahtır. Birbirinizin kusurlarını araştırmayın. Birbirinizin gıybetini yapmayın. Herhangi biriniz ölü kardeşinin etini yemekten hoşlanır mı? İşte bundan tiksindiniz. O hâlde Allah'a karşı gelmekten sakının. Şüphesiz o, tövbeyi çok kabul eden ve çok merhamet edendir." (2)
Alay etme ve aşağılama hakkında ise şöyle buyuruyor:
"Ey iman edenler! Bir topluluk bir başka toplulukla alay etmesin; belki de o alaya aldıkları kendilerinden daha hayırlıdır. Kadınlar da başka kadınlarla alay etmesinler; belki o alaya aldıkları kendilerinden daha hayırlıdır. Birbirinizi ayıplamayın; birbirinizi incitici, aşağılayıcı kötü lakaplarla çağırmayın. İmandan sora fâsıklık ne kötü bir isimdir! Kim de tövbe etmezse işte bu kimseler zalimlerdir." (3)
Güzel ahlak abidesi Sevgili Peygamberimiz (sav) ise, zanla ilgili hadisinde şöyle buyuruyor:
"Zandan sakının; zira zan (kötü zan ve haksız itham) sözlerin en yalan olanıdır." (4)
"Başka bir hadisinde ise şöyle ikaz ediyor:
"Din kardeşini hakir görmek kişiye kötülük olarak yeter." (5)
Meallerini verdiğim ayet ve hadislerden çıkan sonuç şudur:
*Su-i zan eden ve bunu açığa çıkararak iddiada bulunan kişi en büyük yalancıdır.
*Bir kimsenin kusurunu araştırmak da, gıyabında bahsetmek (gıybet etmek) de, suizan da, mesnetsiz ithamlarla alay etmek ve küçümsemek, aşağılayıcı ifadelerle lakap takmak ya da hakaret etmek de haramdır ve kul hakkıdır.
*Tüm bu saydıklarımız, cehalet ve kibir hastalığından kaynaklanır; zira alçak gönüllü insan, başkalarını kendinden aşağı görmez, kusurunu araştırıp küçük düşürmez. Kendi kusurları ile meşgul olur, kendi nefsini terbiye ve tezkiye etmeye, yani kötü huy ve hastalıklardan arındırmaya çalışır. O halde kendini aydın sanan, ancak karanlık zihinleriyle zanda bulunup bunu cümle âleme yayan ve başkalarının da haram işlemesine sebep olarak katmerli günah işleyenler de, bunların estirdiği zan rüzgârında savrularak boşu boşuna kul hakkına giren ve nefislerine zulmeden kibri aklından büyük tayfa da önce tövbe istiğfar etmeli, sonra da hakkına girdikleri kişilerden özür dileyip helallik istemelidirler. Kibirli kişiler, kendilerini çok akıllı sanırlar; ancak asıl akıllı insan başkalarını eleştirip kınayan değil, kendi nefsini terbiye etmeyi cihat sayandır. Nitekim Sevgili Peygamberimiz (sav), Tebük seferi sonrasında "Küçük cihattan büyük cihada geldiniz" (6) buyurarak asıl marifetin nefsi ıslah olduğuna dikkat çekmiştir.
Güzel bir hikâye duymuştum. Umre rehberliği yaptığımda hep anlatırım bunu cemaate. Bir genç Hac yolculuğuna çıkarken babası ona nasihat etmiş: "Bak oğlum, sadece kendi ibadetinle meşgul ol. Başkasının işine karışma, kimseyi kırma, kınama vb." Genç peki tamam demiş. Haca gidip tavafını yapmış. Sonra mescitte uzanıp istirahat edenleri görmüş. İçinden şunlara bak, buraya yatmayı mı geliyorlar diye geçirmiş. Orada uzanmış, dinlenmekte olan bir adam başını kaldırıp bakmış gence ve şunu söylemiş: "Baban sana ne demişti?"
"Harabat ehline hor bakma şakir, hazineye malik viraneler var." demiş eskiler. Onun için herkes haddini bilmeli, edepli olmalı vesselam...
Bu vesileyle, hakkında olur olmaz zanlar, ithamlar ortaya atılan, küçük düşürülmek istenen Sayın Fatih Erbakan'ı gösterdiği büyük sabrı, ödün vermediği nezaketi ve hiç bozmadığı efendiliği sebebiyle tebrik ediyorum. Rahmetli Necmettin Erbakan hocamızın verdiği terbiye ile yetişen olgun bir şahsiyet olduğunu her daim kibar duruşuyla gösteriyor. "Evlat babanın sırrıdır." (7) buyurmuş Peygamber Efendimiz (sav). Bilinci ve maneviyatı yüksek bir babanın ruh hâli, ahlâkı, karakteri, örnek yaşamı mutlaka çocuklarına da tesir eder.
* * *
Bir şeyi çok sevmen, seni kör ve sağır eder demiş büyükler. Spor takımı fanatikleri zaman zaman tribünlerde kavga edip birbirlerinin kafasını yarıyorlar. Siyasi fanatikler ise, takım tutar gibi parti tuttukları için kendi parti ve liderlerinden başkasının başarısına tahammülleri olmuyor maalesef. Bazen bir partinin yükselişini ifade eden bir paylaşım karşısında bile durup dururken hakarete başlıyorlar. Geçen gün böyle bir duruma şahit olup hadislerle uyarıda bulundum. Baktım anlamıyorlar, hakaret ifadelerinin ekran fotoğrafını aldım ve onlarla anladıkları dilden konuşmaya karar verdim. "Parti liderine yaptığınız hakaretlerin ekran fotoğrafını aldım. Haberiniz olsun." dedim. Ukalaca cevaplar verenler, bu sefer tırsıp tutuşmaya başladılar. İçlerinden biri, "Biz kardeşiz, düşman değiliz ki... " gibi ifadeler kullanmaya başladı. "Yeni mi aklınıza geldi kardeş olduğumuz? Biraz önce düşmanca hakaret eden sizdiniz." diye cevap verdim ben de.
Bu diyalogdan sonra aklıma güzel bir fikir geldi: Demek ki bazılarının dini imanı para, ya da taptıkları liderleri olmuş ne yazık ki... Ayet ve hadisle yapılan uyarıdan ve nasihatten bile anlamıyorlar. O halde bunlara anlayacaklarını dilden muamele etmek lazım diye düşünüyorum. Dolayısıyla Yeniden Refah Partisi yetkililerine -toplumun sorunlarını dert edinen bir sosyolog olarak- önerim olacak: Sosyal medyada yapılan hakaretlerin ve bu terbiyesizlerin sayfalarının ekran fotoğrafları partide görevli olan arkadaşlar tarafından hukuk birimine iletilsin ve bunlara hakaret davası açılsın. Alınan tazminatlarla da kimsesizlere ve -yetkililer tarafından yok sayılan, sokaklarda yaşam mücadelesi veren- evsizlere yardımlar yapılsın. Böylece hem haddini bilmeyenler haddini bilmeye başlar ve daha dikkatli olurlar, hem de elde edilen hasılat hayır işlerinde kullanılır. Bu çalışma da ileride devletimizi sosyal devlet hâline getirmek için yapılacak çalışmaların bir nüvesi olur.
Ziya Paşa'nın dediği gibi "Nush ile uslanmayanı etmeli tekdir, tekdir ile uslanmayanın hakkı kötektir."
Günümüzde hak edenlere karşı en iyi kötek de hukuk eliyle atılacak kötektir diye düşünüyorum.
Dipnotlar:
1-Yunus / 36
2-Hucurat/ 12
3-Hucurat/ 11
4- Buhari, Vesâyâ/8
5-Müslim, Birr 32
6-Keşfu'l- Hafa, 1/511
7-Keşfu'l-Hafa, 2/452

